28 Ekim 2015 Çarşamba

AH SEVGİLİ MUTLULUK

  İnsanların sık sık bahsettiği, her sözünü dile getirdiğinde daha da derinleşen ve en sonunda da kişinin mahzeni haline gelen çok basit bir kavram vardır ki bana soracak olursanız, bu kavramın adı mutluluktur. Bu duygunun sözlükteki anlamı şudur :Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu,bahtiyarlık vb.
  Kişinin mahzeni haline gelmesinin nedeni ise, her sözü açıldığında daha derine inilmesi ve daha da kudretlenmesidir. Anlaşılacağı üzere ; gereğinden ne kadar fazla mutlu olursanız mutsuz olmaya o kadar çok yaklaşırsınız .

  MUTLULUĞU ENGELLEYEN ŞEYLERDEN BİRİ, HAYATTAN ÇOK FAZLA MUTLULUK BEKLEMEKTİR.

FONTENELLE

  Bu sevimli ufaklığın bir de kardeşi vardır. Kardeşiyle doğduğumuzdan beri ebeveynlerimiz sayesinde haşır neşir olduğumuzu varsayarak, isminin sevgi olduğunu bildirmekten mutluluk duyarım. Yapabileceğimiz çok fazla bir şey bulunmuyor. Elinde büyüdük sayılır.
  Acaba ebeveynlerimiz bize sevgi mi veriyordu yoksa verdiklerini mi sanıyorlardı ? Acaba bizi severken aslında egolarını mı mutlu ediyorlardı ? Yoksa çok güçlü bir uyuşturucunun tesiri altında kaldığımızı bilmiyorlar mıydı ? Ne dersiniz ...
  Çok farklı açılardan bakılabildiğini fark etmişsinizdir. Amacım yeni bir kapı aralamak.Lütfen yanlış anlaşılmasın.
  Sorulardan yola çıkacak olursak;  İlk soruyu cevaplamak doğru olmaz. Açık konuşmak gerekirse bana düşmez. Herkesin ebeveynlerinin cevabı farklı olur. İkinci sorunun cevabına gelecek olursak cevabı belki olurdu; çünkü o insanlar bizi kaosun ve kapitalizmin hüküm sürdüğü bir toplumda sevgi çerçevesi altında büyütüyorlar. Eğer bu çerçeve bu toplumla haşır neşir bir durumdaysa ego tatmini için bire birdir. Bunu size garanti edebilirim. Üçüncü sorununsa daha farklı bir cevabı var.Eğer sizi seven insanlar sizin mutlu olmanız için size sevgi veriyorlarsa, ne kadar güçlü bir unsur olduğunu bilmiyorlar demektir. O yaşta bir çocuğun kontrol edemeyeceği kadar güçlü...yanı sıra kötülüğünüzü istiyorlarsa zaten bildikleri halde vermişlerdir. Onun için yapılabilecek herhangi bir şey yoktur.
  Tüm bu içerikleri ve olasılıkları saymamın nedeniyse mutluluk isimli bu kavrama yeni bir kapıdan bakmak .Göz atalım...
  Doğduk, anne ya da babamız bize sevgi armağan etti bu duyguyu tanıdık ve benimsedik. Daha çok istedik.Daha çok ve daha çok... kötü bir şey istemediğimizi düşünüyorduk belki de, ama bilinen en güçlü uyuşturucudan daha tehlikeli bir zehri bünyemize kabul ediyorduk. Sevginin bu kadar çoğunu bünyemize kabul edersek en sonunda uyuşturucu etkisi yapar ve bırakıldığı gibi eroinmanlara olduğu gibi insan vücudunda fiziksel ve ruhsal bir çöküntü yaşanır.Ailemiz, bunun olacağını bilmiyorlar mıydı ? belki.Olması egolarını tatmin eder mi ? belki. Onları suçlayalım mı ? asla. Bana sorarsanız zarar görmemek için uygulanması gereken kural, iki kardeşi aynı anda hat safhada bünyede bulundurmamak
  Mutlak sonsuza giden bir duygunun kardeşi de Mutlak olmayan sonsuza gidiyorsa ortaya yarılmalar çıkar. Aynı anda bulunmamasını tavsiye etmemin ve bu duygunun bu kadar güçlü olmasının nedeni işte budur.

  MUTLULUĞUN HER ZAMAN DOSTLARI VARDIR

EURİPİDİES

  Bernard SHAW ın yazdığı pygmalion isimli gerçek bir başyapıt var . Bu oyun konusunu yunanlı bir heykeltraştan alıyor.
  Heykeltraş bir heykel yapar ve o heykele aşık olur. Ona sevgi verir ve karşılığında mutluluk ister. Hem de gereğinden bir hayli fazla. Alamayacağını anladıktan sonra yıkılır ve intihar eder.

Anlatmaya çalıştığım ve ortaya çıkan ürün şudur ki: Sevgi ve mutluluk birbiriyle kardeştir ve ölçülü kullanılması gereken kavramlardır. Her ne kadar masum ve sevimli görünseler de...

OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜRLER...







26 Temmuz 2015 Pazar

TANRININ ÖTEKİ YÜZÜ

  Varlığımızı mutlak  kaderin içinde sürdürüyoruz. Mutlak  kaderin dışında bulunan ve anlamlandıramadığımız bazı olayları da içinde bulunduran kuşak ise mutlak olmayan kaderdir. Bu duruma ve  esrarengiz yanlarına verilebilecek en güzel örnek ise  : bazı insanların mutlak olmayan olayları meydana getiren varlıklar gibi davrandığını öne sürmek  olurdu.
  Yaşadığımız boyutu, yaşamadığımız boyuttan ayıran ince tabakanın yapı taşlarından birine değinmek istiyorum. Değineceğim bu yapı taşı aynı zamanda bahsettiğim insanların sahip olmaya çalıştığı özelliklerden birisidir. Belirlediğim bu yapı taşı toplum içerisinde kusursuzluk olarak anılıyor. Bu olgu iki boyutun birbirinden ayrılmasında görev alıyor ve araya bir duvar örüyorsa, acaba insanların ruhlarına nasıl duvarlar örer ? tahmin edilemeyecek boyutta olan bu duvarlar nasıl tarif edilir ?



Eksikliğin ortaya çıkmasıyla, insanın kendini sınırlaması gerçekleşiverir.
Wolfgang Van Goethe




  Konuya yakın zaman da çekilen ve çok başarılı bulduğum "lucy" isimli bir filmden devam ediyorum. Bu filmdeki bayan hepimiz gibi beyninin sadece % 10 unu kullanırken, bir madde  sayesinde %100 ünü kullanmayı başarıyor. Konu bundan ibaret. İşin aslı, Bunu başardığı anda şu cümleleri söylüyor. "I am everywhere, I am everything" ve film bitiyor. Anlayacağınız bu bayan bir tanrıya  dönüşüyor. Mutlak olmayan kadere geçiş yapmasını tanrıya dönüşmesine borçlu. Ayrıca bunu yaparken insanlığında bulunan ve onu hapseden duvarlardan da sıyrılıyor.




Dünyada kusursuz iki insan vardır: biri ölmüştür, diğeri de doğmamıştır.
Çin Atasözü




  Tanrı evreni ve insanları yarattığı zaman kabuklarını parçalayıp oradan çıkmayı bekleyen başka tanrılar yaratmışsa bu durumda bir insanın oğlu ya da kızı da tanrı olabilir.
  Ne kadar güzel, bir tanrının ebeveynleri olmak herkesin harcı olmuyor.
  Bunu düşünürken bir soru daha cevaplayalım. Neden dünyamız kusurlu ? Neden tanrının işi kusursuz değil ? Tanrının kusursuz yaptığı iş, dünyamızın kusurlu düzenini korumak ve gözetmekten ibaret olabilir aslında.
  Konudan fazla uzaklaşmadan kusursuzluk isimli yapı taşına ve buna sahip olan insanlara geri dönelim...
  Bu yapı taşına sahip insanlar tanrının ebeveynleri oluyor. Sevgili çocuklarını mutlak olmayan kadere yollamak ve bir projeyi hayata geçirmek, insan aklının alamayacağı ve kusurların ortaya çıkacağı bir proje haline gelmesiyse işten bile değil. Anlayacağınız sevgili kusurlu dostlarım, kusursuzluğun yolu tanrı olmaktan geçer. Tanrı olmanın yoluysa perspektifi düzeltmek ve projeye uygulamaktan geçer.
  Çalışırsanız olabilirsiniz aslında, neden olmasın ?
  Bana soracak olursanız ben kusursuzum diyen hiç bir insanın üzerinde kibir bulunmaz. Çünkü kibir mutlak evrene ait bir unsurdur. Mutlak olmayan evrenin yapı taşları kibir, kıskançlık ya da öfke gibi özellikleri kabul etmez

(okuduğunuz için teşekkürler)










20 Şubat 2015 Cuma

KİŞİ VE SURETİ

   Bir kişi normalde ailesini, arkadaşlarını ve yakın çevresini sever. Bunun yanında bir bitkiyi bir hay-vanı da sevebiliriz. Elbette kendimizi de severiz. Kalbimizi,ciğerlerimizi,böbreklerimizi gözlerimizi, kulaklarımızı, burnumuzu aklımızı ve daha bir çok sahipliğini yaptığımız unsura değer veririz . An-cak, içlerinde öyle bir varlık var ki; işte ona değer verildiğini hiç düşünmüyorum . Tamam,kabul; madde olma özelliklerini taşımıyor. Kütlesi ve hacmi olmayabilir, ancak sahip olduğumuz ilk unsur-lardan biri.Yanı sıra, öldükten sonra bile bedenimizin yanı başında durup göz kulak olacak kadar sadık bir varlığa nasıl olur da değer vermeyiz ? aklım almıyor bir türlü. Arkadaşlar bu unsuru her yerde duyduğunuzu düşünüyorum. Onun için kitaplar yazıldı. Filmler çekildi. Buna rağmen geneli korku ve gerilim üzerine yapılmış eser olma kabuğunu kırıp geçemedi bir türlü. Bu narin ve alıngan varlığa gelecek olursak adı gölge ve bizden pekte hoşnut olduğu söylenemez.
   Bizi en çok seven varlıklardan biri gölgedir aslında. Doğumumuzdan önce bizi bulur ve ölümümüz-den sonra bile bizimle kalır. Doğarız, göbek kordonumuz bizi bırakır.10 yaşına geldiğimizde ilk okul öğretmenimiz bizi bırakır.20 yaşına geldiğimizde bizi bırakan bir hayli; erkekler için kız, kızlar için erkek arkadaş olur.30 yaşına geldiğimiz de üniversite arkadaşlarımızdan bir eldeki parmak sayısı ka-dar bırakmayanımız kalır.40 yaşına geliriz yavaş yavaş saçlarımız dökülmeye başlar.50 yaşında anne-mize veya babamıza veda ederiz.En geç 60 ımızda, bir zamanlar çok severek yaptığımız iş için bitiş zili çalmıştır.70 imizde, belki de hayatımızın adamına ya da kadınına veda ederiz. 80 imizde aklımız paydos verir.Son olarak 85 te ruhumuz bedenimize veda eder.Bu masal da burda biter. Tüm dünya sırtını döndüğümde bile bırakmayacak tek varlık ise gölgemizdir. Yaptığımız tüm yanlışları, acıma-dan kırdığımız tüm insanları görür. Yolun başında sırtımızı dönmemize rağmen bize olan aşkı onu bi-zimle kılar. Daha ne olsun.
   Neden bunları yapıyor diye düşünebiliriz. Bu gölge denen varlık cahil mi ki bizi ne yaparsak yapa-lım terk etmiyor? Cahil değil elbet. Sadece saf iyilik. Yani; bağışlayıcılık, aşk, güzellik, sevecenlik, masumiyet ve daha yüzlercesinden ibaret. Suretimiz bizden bu kadar üstünken onu tehdit olarak gör-mek ve ona diş bilemek pekte anormal bir davranış değil aslında.
   Değişik olan davranış şu: ışığa karşı bu kadar hoşgörülüyken onun kızına nasıl bu kadar kin ve nef-ret doluyuz. Annesine karşı bu kadar senli benliyken, kızına karşı neden bu kadar resmi ve  uzağız. Sonuçta ışık olmayan yerde gölge de olmaz ki.

   GÖLGE DOĞUŞUNU IŞIĞA BORÇLUDUR

                                                                                                                    JOHN GAY

   BOL IŞIK OLAN YERLERDE, HER ZAMAN KOYU GÖLGELER BULUNUR

                                                                                                                    GOETHE

   Size onları yemeğe çıkarıp onlardan özür dileyin demiyorum.Sonuçta onlar sadece suret. Maddeleri yok. Sadece size karşı bu kadar iyi olan varlıklara biraz daha yumuşak davranabileceğinizi göstermek istiyorum.


 
   

9 Şubat 2015 Pazartesi

SEVGİLİYE

   Tarih, senin güzelliğini kelimelerle tarif etmeye yeltenmiş ama bunu başaramayacağını anladıktan sonra kederine yenik düşüp ölen yüzlerce ozan,şair ve yazarla dolu.Ben burada senin güzelliğini tarif etmeye çalışmayacağım.Zaten bunu yapmaya kalksam ben de kederimden tarih sayfalarına gömülüp giderim.Kelimelerle tarif edilemeyen güzelliğine tek söyleyeceğim sözler şunlardır:
   Sen güzelliğin gölgesi,saf suretisin. En ihtişamlı yıldızların ışıkları bile karşında saygıyla eğilirler. Benim ne haddime.Güzelliğin karşısında saygıyla eğiliyorum gölgelerin kraliçesi.

27 Ocak 2015 Salı

ÖZGÜVEN VE ÖTESİ

   İçinde yasadığımız hayatı hareketlerimizle şekillendiriyoruz.Bu hareketlere etken olan varlık, hiç şüphesiz duygularımızdan başka bir şey değil.Bu duygulara örnek verecek olursak ; güven, mutluluk , hüzün gibi örnekler veririz.Yani anlayacağınız , hayatta duyguların yeri tartışılmaz derecede önemlidir. Bu kısım klişe bilgilerden ibaret. Gelelim asıl önemli olayların olduğu yere...
   Hayatımızı şekillendiren bu duygulardan,güven duygusu üzerinde durmak ve bu duygu üzerinde söylenen sözler hakkında fikir yürütmek istiyorum.Aslına bakarsınız,ben biraz daha farklı bir şey yap-mak istiyorum. Bildiğiniz üzere güven duygusu üzerine söylenmiş pek çok söz ve yazılmış yüzlerce kitap var.Bu duyguyu yakından tanımak isterseniz, o kitapları okuyabilir ya da o sözleri araştırabilirsiniz .İşte bu yüzden daha az değinilen ama hayatta daha önemli olan bir duyguyu seçmek istiyorum.Adı ne mi ? elbette özgüven.
   Özgüveni yüksek, iyi ve başarılı insanları severim. Kariyerlerinde ve hayatın içinde genellikle başarılı olurlar. Ben hep onları taktir etmisş,hep onları örnek almış ve hep onlar gibi olmak istemişimdir.Bu oluşun bir karşılığı var elbet. Araştırdım ve özgüveni yüksek insanların yapmadığı 15 tane unsur buldum 15 madde şeklinde sıralamak,tercihimdir.her bir madde üzerinde durup yorumlayacağım . Anlaşılması adına biri bitmeden diğerine geçmeyeceğim.Başlıyorum...
   Özgüvene sahip insanların yapmadığı 15 unsur :
   1-) Bahane üretmezler
   Özgüveni yüksek insanların ,hayatı iyisiyle, kötüsüyle ; düzüyle eğrisiyle kısacası her haliyle kabüllenebildiklerini gördüm.Yani kötü olaylara iyi kılıf uydurmaktansa,olduğu gibi açıkça sunarlar. Bunun sonucunda ortaya çıkan unsura da bahane üretmemek denilmiş. Ne hoş değil mi ?
   Başarılı insanların hayatlarını incelediğinizde şunu keşfedeceksiniz.Sıradan bir insanın öne sürdüğü tüm bahaneler, başarılı insanlar tarafından da ileri sürülebilecekken sürülmemiştir.
                                                                                                            David J. Schwartz

   2-) Herkesin korktuğu işi yapmaktan çekinmezler
   Özgüveni tavan yapmış olan insanlarda gördüğüm bir başka özellik şu : insanlar, durumun iyi ve kötü analizlerini yapıyor ama bunu yaparken bünyelerinde korkunun kokusunu bile barındırmıyorlar.Bu sayede , sıradan insanların cesaret edemediği her türlü işi yapabiliyorlar.
   Yapabileceğinizi düşünüyorsanız yapabilirsiniz, yapamayacağınızı düşünüyorsanız haklısınız.
                                                                                                             
                                                                                                            Mary Kay Ash
   3-) Konfor balonu içinde yaşamazlar
   Özgüven sahibi insanların gerçekten güçlü kişiler olduğunu düşünüyorum.Sonuçta her istediklerine ulaşabiliyorlar. Ulaşımlarını gerçekleştirirken sefaletler içinde sürüklendikleri inkâr edilemez. Sefaletleri- nin nedeni ise amaçlarına ulaşırken her şeyle ve herkesle göz göze gelebilmeleri . Bu özelliklerini güçten başka hiç bir unsur sağlayamaz. Bunun yanı sıra konfor balonunun tamamen iyi unsurlardan meydana geldiğini, bu balonu kötü olayları görmek istemeyen başarısız insanların oluşturduğunu ve öz güven sahibi insanların kötü olayları da analizlerine kattığını göz önünde bulundurursak;özgüveni olan kişilerin bu balonun içinde yaşamamaları çok mantıklı.

   Uçurtmalar rüzgar gücü ile değil,o güce karşı koydukları için yükselirler 

                                                                                                            W.Churchill

   
   İnsan sınırsız bir coşku duyduğu her şeyin üstesinden gelebilir

                                                                                                            Charles Schwab

   4-)Bugünün işini yarına bırakmazlar

   Buna yapacağım yorum diğerlerine oranla biraz daha kısa olacak. Zaten insanların öz güvenleri var. Zaten hiçbir şeyden korkmuyorlar.Neden bazı şeyleri korkuları yüzünden ertelesinler ki ?

   Korkmayı reddedersen, seni korkutacak bir şey kalmaz.

                                                                                                            Gandhi

   5-)Başkalarının olumsuz düşüncelerinden etkilenmezler

   Özgüven ; korkusuzluktan, aktiflikten ve huzurdan gelir.Ancak nasıl korkusuzluk,aktiflik, ve huzur ?
Hepsinin ortak özelliği kendinden emin olması.Kendinden emin olmayan insanların özgüveni hep eksik olur.Emin olmazlarsa bir şey daha olur.Bedenleri burada kalır ve ruhları ebediyen yok olup gider

   İnsanların hakkımda ne düşündüklerini umursamayarak ömrümü 10 yıl uzattım.

                                                                                                            Charles Bukowski

   Dünyadaki en büyük korku, başkalarının ne düşüneceğidir .Kalabalığın ne düşündüğünden korkmayı bıraktığın anda,artık bir koyun değil aslansındır.
   Kalbinden kocaman bir kükreme yükselir, bu özgürlüğün kükremesidir.

                                                                                                            Osho

   6-) İnsanları yargılamazlar

   Arkadaşlar insanları yargılamak demek,insanların kararlarını iyi ya da kötü fark etmez; eleştirmek demektir.Bu eleştiriyi yapan kişiler,karşısındakinin kararıyla kendi kararını oranlar ve bu oranlamanın sonucunda karşısındaki insanda kendi kafasına uymayan bir düşünce yakaladığı zaman onun fikrine kusur bulur.Karşısındaki insanın düşüncesi kendi düşüncesiyle uyuşuyorsa o düşünceyi yücelttikçe yüceltir.En azından benim gözlemlediğim insanlar böyle.Tahminimce bunu kendi kararlarından şüphe duydukları için yaparlar.
   Bir insan kesimi daha var.Bu kesim, kendi kararlarına hayatlarının sonuna kadar bağlı olduklarından dolayı başkalarıyla kıyaslama ihtiyacı duymaz.Duysa bile bunu sadece bir danışman olarak kullanır. Bir fikir alışverişidir onun için.Karar verildikten sonra o kişi için akan sular artık akmamakta, güneş ısıtma-maktadır.

   Oldum olası içimde biri, tüm gücüyle, hiç kimse olmamaya çalışıyor.

                                                                                                            Albert Camus

   7-)Kaynak yetersizliğini görünce pes etmezler

   Arkadaşlar,özgüveni yüksek insanlar diğer insanlardan pek de farklı değildir aslında.Sadece bir perdeyle ayrılırlar.Bu perdenin isimlendirmesini tamamen size bırakıyorum.Ben daha çok bu perdenin yapı taşlarına değinmek istiyorum.Aslına bakılacak olursa,bu perdenin saf özgüvenden oluştuğu görül-ür. Bizimse bu perdenin yapısını bilmemiz için öncelikle özgüvenin yapısını bilmemiz gerekiyor.
   Özgüvenin yapısına katılan etkenlerden (bana soracak olursanız) inanç ve inat,olmazsa olmazlardan-dır.Düşünün,özgüven sahibi insanlar her işi başarır,gerçekten pes edilmeyecek bir şey olmadıkça pes etmezler.Çünkü kendilerine sonuna dek inanır ve bu uğurda canla,başla ve inatla çalışırlar.Yanı sıra hayatlarını kaynaklara bağlamazlar.Kaynaklar tükenebilir,işte o zaman kendini kaynaklara bağlayan insanlar da tükenir.Fakat kendine inanan ve bu yolda inat eden insanlar asla tükenmezler.Çünkü onlar inançlarını ve inatlarını hazır almaz,yaratırlar.Yaratım güçleri onların pes etmemesinde ki altın etkendir.
Kelimenin tam anlamıyla kilit taşıdır.

   Çaresizseniz,çare sizsiniz.
                   
                                                                                                            Behçet Necatigil

   Güç ve güveni hep dışımda aradım.Ama bunlar insanın içinden gelir.Ve her zaman oradadırlar

                                                                                                            S. Freud

   8-)Kendilerini başkalarıyla kıyaslamazlar

   Kendini başkasıyla kıyaslamak,kendini başkasıyla yarıştırmak anlamına geliyor. Özgüven sahibi güçlü insanların kulvarları diğer insanlara oranla daha farklı olur.Onların yarışlarında tek yarışçı ve tek kazanan olur.Ana karakter kendileridir.Kazanmak onlar için tek çıkıştır.Bu çıkışı tutup da başka insanlar için tehlikeye atmazlar.(Yani benim gözlemlerime göre)Çıkışlarını bulamayan insanlar ise kendini başkalarıyla kıyaslayıp kaybeden özgüvensiz insanlardır.

   9-)Herkesi memnun etmeye çalışmazlar

   Sevgi,nefret,memnuniyet,zevk,güzellik ; bu saydıklarımın ortak bir noktası var.Aslına bakarsanız ortak noktası bile tam bir ortak nokta değil.Ortak noktaları hepsinin göreceli olması.Hepsinin göreceli olduğunu söylüyorum ama bir kişi çıkıp bence değil derse hiç şaşırmam.Çünkü hepsinin göreceli olduğunu söylemem bile göreceli bir kavram.Bu hususlardan yola çıkarsak göreceli kavramların; uzay gibi,sonsuzluk gibi,var oluş gibi,yok oluş gibi bitmeyen,tükenmeyen unsurlar olduğunu görürüz.
İşte sevdiğim insan grubu burada devreye giriyor. Özgüven sahibi insanlar kendilerini görece uzayına dağıtıp parçalamazlar. Onlar için gerçek olan tektir.Yanı sıra gerçek kişiler de tektir.Bu nedenle memnun etmeye çalıştığı insanlar ezelden beri aynıdır.
   Özgüveni olmayan insanlar ise kendilerini herkese beğendirmeye  çalışacağından,herkesin onu sevmesini isteyeceğinden,git gide ufalır,ufalır,ufalır ve yok olur.Bence sizde gözlemleyin durun ve düşünün.

   Çevrelerine uymak için kendini yontanlar,tükenip gittiler.

                                                                                                            Raymond Hull

   Sizin kendiniz hakkında ne düşündüğünüz,başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğünden çok daha önemlidir.

                                                                                                            Seneca

   10-)Sabit bir düşünceye ihtiyaç duymazlar

   Aslına bakılacak olursa bu maddeyi açıklamak 7. maddedekilerin aynılarını söylemekten ibaret.İşte bu nedenle tek söyleyebileceğim kelimeler şunlar:

   İNANÇ,İNAT VE YARATIM

   11-)Hayatın acı gerçeklerini göz ardı etmezler

   Bana soracak olursanız bu işi iki farklı insan türü yapar.Biri özgüven sahibi tür,diğeri ise umutsuz ve solup gitmeye mahkum olan insan türüdür.Özgüven sahibi insanların bu türle ortak noktaları oldu-ğunu görmek şaşırtıcı değil aslında.7.maddede de söylemiştik.(özgüveni yüksek insanlar diğer insanlardan pek de farklı değildir aslında konuyu da fazla dağıtmadan devam ediyorum..Solup gitmeyi tercih etmiş olan topluluk, hayatın analizlerini hep yarım yapar.Bu yarıyı tamamen negatif olaylardan toplar.Bu kişi ne kadar başarılı olabilir ki ?
   Bir diğer tür ise negatifi ve pozitifi aynı torbaya koyar.Durur,düşünür. Topladığı pozitif özellikler negatiflerden fazlaysa sıkıntı yoktur.Tabi bu negatife odaklanamayacağı anlamına gelmez.Yanı sıra topladığı negatif fazla ise,yok olan türe katılmamak için yaratım gücünü kullanır.
   Arkadaşlar sadece mutlu olduğunuz zaman negatife odaklanıp onu da pozitif yapabilirsiniz.Size önerim negatife odaklanmadan önce pozitifin sizi sarmasına izin verin,ondan sonra negatifi değiştir-meye çalışın.Bunu yapasanız hayatın acı gerçeklerini görür ve ona göre önlem alabilirsiniz.

   Sen neye hazırsan, o da senin için hazırdır

                                                                                                            Mark V. Hansen

   12-)Küçük tümseklere takılıp işi yarım bırakmazlar

   Bu maddeye de yapacağım yorum,tıpkı 4. maddede ki gibi biraz kısa olacak. Korkularının onları yönetmesine izin vermeyen insanlar,korkuları olmayan insanlardır.Korkunun sizi yönetmesi için illa çok fazla olmasına gerek yok.Sonuçta ulu çınarlar bile zamanında birer tohumdan ibaretti,Özgüveni olan insanlar,korku barındırmayan bir dünyada yaşadıklarından dolayı,küçük tümseklerden ziyade;karşılarında ulu dağlar olsa bile asla geri durmazlar.Arkadaşlar her şey korkulardan ibarettir aslında.,İktidarı sınırsız olan tek varlık korkulardır.Bana soracak olursanız siz de bünyenizde korku barındırmayın

   Korku, köleliktir.

                                                                                                            EFLATUN

   Korkaklar, hiçbir zaman zafer anıtları dikmemişlerdir.

                                                                                                            EFLATUN

13-)Harekete geçmek için kimsenin onayına ihtiyaç duymazlar

 
   Sizce neden ormanların kralı aslan oldu? fil ondan daha büyük,kaplan ondan daha güçlü ama buna rağmen aslan seçildi.Denizlerin kralı neden köpekbalığı oldu ? balinalar köpekbalıklarından daha büyükler. Bunları geçtim, Göklerin kralı neden kartallar oldu? Hepsinin cevabı ortak;  harekete geçmek ve saldırı yapmak. Bu söylediklerimi çekingen bir hayvan yapamaz.Elbette çekingen ve kendinden emin olmayan bir insan da yapamaz.Anlayacağınız dünyalarında esir olmak istemeyen insanlar,hiç kimsenin onayına ihtiyaç duymadan harekete geçebilen insanlardır.Elbet herkesin insanlara danışmaya ihtiyacı vardır ama şu unutulmamalıdır ki: onay almak ve onaya ihtiyaç duymak farklı kavramlardır.Neden dünyanızın kralı olmak varken kölesi olasınız ki ?

   14-)Kendilerini küçük bir çerçeveyle kısıtlamazlar

   Bilmediğiniz bir şeyi yapmaya çalışır mısınız? ya da bilmediğiniz bir konuda ısrar eder misiniz? muhtemelen bunların cevapları hayır olacaktır.Bu durumda  eliniz kolunuz bağlı bir şekilde kenarda oturmaktan başka bir şey yapamazsınız.Cevapları bilmiyorsanız esaret altında kalırsınız.Bu bir ger-çek.Bu kural üzerinden hareket edersek eğer,kölelikten kurtulmanın tek yolunun cevapları bilmek olduğunu görürüz.
   Özgüveni yüksek insanlar dünyalarında köle olarak aşağılanmaz, kral olarak ağırlanırlar.Onların dünyada ki bütün cevapları bildiğiniz zannetmiyorum.Bence onlar tüm bilgileri akıllarında tutmak yerine, bilgi üretmeyi tercih etmiş olmalılar. Bu sayede büyük bir yükten de kurtulmuş oldular.Ama nasıl bilgi üretirler? cevabı çok basit: Pencereler.
   Özgüveni yüksek insanların ortalamanın üzerinde cevabı olduğu kanısındayım.Bu cevabı üretirler-ken bir takım malzemelere ihtiyaç duyacaklar, işte bu malzemeler de pencerelerdir.Onlar cevapları evrensel verirler.Bu sayede tüm cevapları doğru vermeseler bile doğru kılıfını giydirebilirler.İnsan doğru söyledikten sonra zaten kendine güveni gelir.Gerisi kimin umrunda ?

   15-) İnternette okudkları her şeye düşünmeden körü körüne inanmazlar

   Aslına bakılacak olursa bu biraz ironik bir yorum olacak.Çünkü siz burada bu yazıyı okurken ister istemez inanabilirsiniz.İnanıp inanmamak size kalmış.Bu yoruma çok bir şey söylemek istemiyorum sadece şunu söylemek istiyorum.Kukla olmayın.Durun,düşünün ve yapın

   Özgüveni yüksek insanların yapmadığı 15 şey hakkında ki yorumlarımı paylaştım ve ötesini gördüm.Tıpkı insanları gibi ne kadar evrensel bir konu şu özgüven.
 

 

 
 

 

 

 

 
 

 

 


 


 

 


 



   
   



 

       

   
                                                                                                                  







9 Aralık 2014 Salı

KALBİN ANAHTARI

   İnsanların,iki farklı yapının yönetimiyle yaşadığı söylenir.Bu yapıların isimlerinden bahsetmek gerekirse,kalp veya beyin haricindeki yapılara değinmek inanın bana son derece yanlış olur.En azından toplum içinde kalp ve beyinden bahsedilir.
   Öğrendiğimiz bilgilere göre vücudumuzu beyin yönetiyordu.Ne oldu da kalbe geldik ?
   Zaman içinde kalbe ve beyine mecazi anlamlar yüklenmiştir.Kalp;tatlı,sakin,huzurlu ve duygusal bir anlama sahipken,Beyin;sert,ruhsuz ve duygusuz bir anlama layık görülmüştür.Yani bir insanı kazanmak önce beynini değil,kalbini kazanmaya bağlıdır.
   Kalpten,beyinden,duygulardan ve anlamlardan bahsettik.Bu durumda kalp kapısının kilidini açacak olan anahtarın,hangi duyguda saklı olduğunu da öğrenmeliyiz.Yanı sıra ,elbette bu bir duygu olmak zorunda da değil.Para,mal,mülk,güç ve benzeri unsurlar da olabilir.Bu saydıklarım kalp kapısını aralayabilecek unsurlardan bazılarıdır.Bu sayılanların büyük şartlar olduğunu düşünüyorum.Bana soracak olursanız,hepsi tek bir duygu kırıntısına bağlıdır.O kırıntının adı da sevgidir.Sevmek, sevdirmek ve sevindirmek.Düşününce,bu zor koşullar sevgiyi sağlamak için mantıklı geliyor. Düşünsenize,birine biraz para verirseniz sevinir.Mal,mülk verdiğiniz zaman mutlu olacağı kanısındayım.Sonuçta,sevginin mutluluktan doğması daha kolay.Ya da bir adama güç verince idareyi eline alır ve mutluluğunu yaratabilir.Ama her zaman anahtarı dövmenin yolu bu mudur ?
   Her zaman bu tarzda olamayabilir,ama her zaman bu zorlukta olacaktır.Atalarımızın da dediği gibi "Dut kurusu ile yâr sevilmez."
   Aynı zorlukta olan,ama bu zorlukta olmayan bir başka malzeme ise tatlısöz,güzel dil ve sevecenliktir.Bu saydıklarım da kalp kapısını açan anahtarın yapına katılan en önemli unsurlardandır .Bana soracak olursanız;bu soyutlar,önceki saydığım somutlardan daha etkilidir.Çünkü para,mal ve otorite; güleryüz,tatlı dil ve sevecenlik olmadan,duygusuz ve ruhsuzdur. 
   Bir insanın,kalpleri fethederken duyguları ve sevgileri olmak zorundadır.Çünkü sevgi,duygulardan ibarettir ve duygular kalpten gelir.Sevgi üzerine yazılmış sözler bile, o sözleri yazan insanların duygularıyla yazılmıştır.

   "Yağmuru sevdiğini söylüyorsun ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun.Güneşi sevdiğini söylüyorsun ama güneş açınca gölgeye kaçıyorsun.Rüzgarı sevdiğini söylüyorsun,rüzgar çıkınca pencereni örtüyorsun.İşte bundan korkuyorum.Çünkü beni de ................. "

                                                                                           William SHAEKSPEARE

   "Ne garip.Sevdiğimiz insanın her yalanında bir doğru ,sevmediğimiz insanın her doğrusunda bir yalan ararız "

                                                                                                 DOSTOYEVSKİ

   "Hayatta gözyaşlarımı hak edecek bir insan görmedim.Ya benim gözyaşlarım gereksiz,ya da uğruna gözyaşı döktüğüm insanlar değersiz"
 
                                                                                                  Cemal SÜREYA

   Bu insanlar sevgi hakkındaki sözlerini duygularıyla yazmıştır.Sizin anlayacağınız; yazdıkları,saf haldeki duygularının suretleridir.Sözü edilen saf haldeki duygunun sevgi olması,ayrı bir meziyettir. Çünkü kalpler,ayrı birer dünyadır.İki dünya arasında yolculuk yapabilecek olan tek güç sevgidir.Yolculuk tamamlanınca ne mi olur ? Sevginizi gösterin ve görün.

26 Kasım 2014 Çarşamba

365 GÜNÜN İÇİNDEKİ 1 GÜN

   Bir yıl içerisinde tam 365 gün var. Bilindiği gibi her günün bir adı var ama her günün bir anlamı yok. Günlerin adları 1 Ocak,2 Ocak,3 Ocak.......... 30 Aralık,31 Aralık şeklinde olmak üzere 365 tanedir ve 365 gün sayıldıktan sonra tekrar en ilk güne döner. Bu günlerden bazılarının anlamları vardır. Anlamı olan bu günler bizim için özeldir. Örneğin: 1 Ocak : Yeni yıl ' dır ya da 8 Mart : Dünya Kadınlar Günüdür .Bunların yanı sıra, sadece bizim kutladığımız günlerden bir örnek vermek istersem, 30 Ağustos : Zafer Bayramı yerinde bir örnek olur. Aslında bir tanesi var, yeri çok ayrı. Ama gerçekten,öyle böyle değil.Eminim çoğu kişi bana katılmayacak ama ben yine de düşüncemi belirtmek istiyorum. Bu güzel günümüzün adı 24 Kasım. Bilmeyenler ya da unutanlar için belirtme ve hatırlatma yapıyım . 24 Kasım,kimi için baş belası,kimi içinse 2.bir anne ya da baba olan öğretmenlerin günüdür.
   Şimdi gelelim en can alıcı sorunun sorulduğu kilit noktaya .
   Bu gün neden bu kadar farklı ? Neden bu kadar önemli ?
   Arkadaşlar, ister inanın ister inanmayın, isterseniz bu günlere hiç takılmaya da bilirsiniz . Ama şöyle bir durum var. Eğer öğretmenler olmasaydı 365 günün 365'i de tarih olurdu..
   Bilindiği gibi hafızamızda bilgileri tutarız ve bize yeni bilgileri aktaran kişiler genellikle öğretmenler olur. Eğer onlar olmasaydı muhtemelen hafızamız egzersiz yapmadığı için acı bir şekilde yok olurdu . İnsanlığa dair hiçbir şey hafıza olmadığı için ayakta kalamazdı.İnsanlıkla beraber günler de yok olurdu. Tıp bayramı,yeni yıl,çocuk bayramı hatta saçma olarak kabul edilebilen dünya günleri... Hepsi,bir yokluktan ibaret olurdu. Bunları düşününce insanın iyi ki öğretmenler var diyesi geliyor. Yenilikler de olmazdı.Çünkü yenilik,yeni gün ve dolayısıyla yeni nesil demek. Yeni nesil kimler sayesinde kök salıp güçlü birer ağaç olur dersiniz ?
                          
                            Öğretmenler ! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. 
                                                                                               
                                                                                    Mustafa Kemal Atatürk 

   Ne kadar güzel söylemiş.Evet bu söze ben de katılıyorum.Ayakta kalmanın tek yolu yeni,gelişmiş ve güçlü olan olmaktır. Bu nedenle öğretmenler paha biçilemezdir. Belki de dünyanın en zor işini yapmıyorlar. Bir doktorun,bir işletme müdürünün , iyi bir mühendisin işi onlardan daha zor olabiliyor.Ama bence en önemli işi yapıyorlar. Çünkü eğer yapmasalardı bu saydığım daha zor gruplar da ortaya çıkamazdı.

                             Dünyada her şeye değer biçilebilir,ama öğretmenin eserine değer                                                biçilemez.Çünkü,onun eseri her şeydir ve hem de hiçbir şeydir. 
                                                                                                                         
                                                                                                                Socrates

   Eserleri hem her şey hem de hiçbir şey. Nedeni ise ( benim fikrime göre ) değerlendirildikleri insanlar. Arkadaşlar inanın bana, kendini öğretmeye adamış insanlar olmasaydı,bildiğimiz dünyanın büyük çoğunluğu olmazdı.
   Sizden çok bir şey rica etmeyeceğim.Sadece 24 Kasım günü öğretmeninizi arayın ve öğretmenler gününü kutlayın. Merak etmeyin,henüz bunu yapıp ölen olmadı .